8 dk okuma

Gerçekçi Bir Dayanıklılık Hikayesi

Son günlerde en çok duyduğumuz şey; belirsizliğin getirdiği stres, o stresin yarattığı kararsızlık ve nihayetinde gelen o ağır durağanlık. Sanki hepimiz sisli bir denizde, pusulamız bozulmuş gibi bekliyoruz. Size bir sahne ...

Gerçekçi Bir Dayanıklılık Hikayesi

Son günlerde en çok duyduğumuz şey; belirsizliğin getirdiği stres, o stresin yarattığı kararsızlık ve nihayetinde gelen o ağır durağanlık. Sanki hepimiz sisli bir denizde, pusulamız bozulmuş gibi bekliyoruz.

Akla şu sıralar 1915 yılında Antarktika’da gemisi buzlar arasında parçalanan Ernest Shackleton ve ekibi geliyor. Tam bir imkansızlığın ortasında Shackleton’ın hedefi saniyeler içinde güncelleyerek ekibine söylediği o cümle, aslında her krizin özeti gibi: "Gemi bitti, şimdi eve gidiyoruz." O günden sonra iki yıl boyunca o ekibi ayakta tutan şey, Shackleton’ın her sabah herkesin tıraş olmasını istemesi gibi küçük ama sarsılmaz rutinler ve "birbirimize güvenmekten başka çaremiz yok" diyen o şeffaf duruşuydu. İki yılın sonunda o cehennemden tek bir kayıp vermeden çıktılar.

Peki, Türkiye gibi bir coğrafyada, iş dünyası ve ekonomi açısından durum nasıl? Gelelim ekonominin "kriz" kelimesiyle yan yana anılmamaya çalışıldığı ama herkesin kendi piyasasında bu durumu derinden hissettiği anlara.

Şimdi Türkiye’ye dönelim. Bizim gemimiz de bazen buzlar arasında kalıyor, döviz kurları, ekonomik dalgalanmalar veya siyasi gelişmelerle pusulamız şaşıyor. Herkesin beklentisi aynı: Tahmin edilebilir bir gelecek. Ancak bu coğrafyada bu hiçbir zaman tam anlamıyla mümkün olmadı.

Krizler gelir, sürer ve biter. Önemli olan o dalga geldiğinde Shackleton gibi "şimdi yeni hedefimiz bu" diyerek sabit durabildiniz mi? Yoksa dalga sizi önüne katıp darmadağın mı etti?

Korkularımız aslında bizi diri tutan radarlarımızdır. Bizi temkinli kılar ve en önemlisi; o köhneleşmiş ezberlerimizi bozdurur.

Biliyoruz ki dayanıklı olmak bir gecede öğrenilmez. İster birey olalım ister kurum sahibi; eğer sağlam temellere oturan değerlerimiz yoksa, fırtına koptuğunda ilk bizim gemimiz çatırdamaya başlar. Çünkü değerleri, kararlarımızın sarsılmaz kılavuzu olarak görürüz. Kriz anında ihtiyacımız olanın; şeffaflık, geri bildirime açıklık ve hatayı kabul edebilme cesareti olduğuna inanırız.

Bunlar hayatımızdan çıktığında, kurumlarda enerji artık iş üretmeye gitmez; iç çekişmelere ve mazeret üretme fabrikalarına dönüşür. Buna Kültürel Entropi diyoruz; yani sistemin kendi kendini içeriden çürütmesi.

Unutmamalıyız ki; belirsizliğin etkisini içeride azaltmak istiyorsak, işi yönetmenin aslında o işi yapan insanların duygularını yönetmek olduğunu kabul etmeliyiz. Shackleton, ekibine her sabah neden tıraş olmaları gerektiğini anlatırken aslında gemiyi değil, onların umudunu ve disiplinini yönetiyordu.

Sevgiyle ve iyilikle kalın,

Didem Tınarlıoğlu 

Den Akademi Kurucu 

Son Güncelleme:

Yorumlar (0)

Yorum Yapın

Ana Sayfa Geri Dön