Tabelası Büyük, Görgüsü Küçük İş Hayatı...
Son zamanlarda iş hayatında unvanlardan, kıdemlerden ya da jenerasyon farklarından bağımsız, ortak bir görünmez salgın var, siz de farkında mısınız?
Hızla kabalaşıyoruz.
Her geçen gün temel nezaket kurallarından, insan olmanın getirdiği zarif sınırlardan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Genellikle "Genç jenerasyon böyle" deyip işin içinden çıkmaya çalışıyoruz ama yanılıyoruz. Bazen büyük unvanlar taşımış, çok iyi eğitimler görmüş insanlar görüyorum ki şaşırıp kalıyorsunuz. Çünkü bu meselenin ne yaşla ilgisi var ne de kartvizitte yazanlarla. Bu, tamamen başka bir seviye.
Gelmeyen e-posta dönüşleri, bitirilen bir işin ardından esirgenen küçük bir teşekkür, çalarken rahatça meşgule atılan telefonlar ya da olur olmadık saatlerde gelen aramalar... En çok da teşekkürü ve sorumluluk almayı es geçiyoruz galiba.
Mesela birine e-posta göndermek, karşı tarafın kapısını çalmak demektir. Bir temas çabasıdır. Kapıyı çalan birine içeriden hiçbir ses vermemek ne kadar tuhafsa, makul bir sürede e-postaya dönmemek de öyle....
Kastettiğim şey anında mucizeler yaratmak değil; "E-postanızı aldım, şu tarihe kadar döneceğim" diyebilmek ya da sadece "Bilgilendirme için teşekkür ederim" notunu düşmek bile kapıyı aralamaktır. Bir ses vermek, "Sizi duydum" demektir.
Daha çok yeni, bizzat başıma gelen küçük bir olay da bana bunu tekrar hatırlattı: Gayet iyi eğitimli birinin bariz hatası hatta sakarlığı sonrasında sergilediği muazzam rahatlık ve bir özür bile dilemeyen genişliği karşısında hayretler içinde kaldım.
Bazı şeylerin eğitimi olmuyor. Nezaketin, samimiyetin, içtenliğin okulu yok. Mahcubiyet duymak bir erdemdir ve bunun unvanla değil, doğrudan görgüsüzlükle ilgisi vardır. İletişim kanallarımız arttıkça, insan kalmayı ve birbirimize nezaket göstermeyi sanırım biraz unutuyoruz.
Son Güncelleme:
Yorumlar (0)
Yorum Yapın