8 dk okuma

İşin İnsani Yönü

Yeni nesil; yüksek maaşlar, gösterişli unvanlar veya lüks ofisler için ruhunu masaya bırakmıyor. Onlar; seslerinin duyulduğu, "neden?" diye sorduklarında terslenmedikleri ve kendilerini güvende hissettikleri yerlerde çiçek açıyorlar.

Hepimiz bir unvanın, bir koşturmanın içine doğuyoruz. Adına kapitalist düzen dediğimiz bu çarkın içinde iş dünyası, hayatımızın o kadar büyük bir kısmını kapladı ki; edindiğimiz unvanlar bizi biz yapan diğer her şeyin önüne geçti. Bir nevi "iş elbiselerimiz", "yaşam elbiselerimizi" dolabın en arkasına itti.

Baby Boomer, X ve Y kuşakları için iyi bir okul ve ardından gelen itibarlı bir meslek, hayattaki varoluşun tam karşılığıydı. Dikkat edin, bu kuşaktan biriyle tanıştığınızda ilk duyacağınız şey ismi ve hemen ardından "ne iş yaptığıdır". Neyse ki yeni nesil bu tuzağa düşmüyor. Onlar, yaptıkları işle kim olduklarını birbirinden ayırmayı bildiler; "Ben sadece işimden ibaret değilim" diyerek aslında hepimize bir ayna tuttular.

Sertlikten Şefkate

Eskiden "iyi yönetici" demek; mesafeli, sert ve otoriter olmak demekti. Başarı merdivenleri sanki bu soğuk basamaklarla çıkılırdı. Ama artık devir değişti. Pandemiyle beraber evlerimize çekildiğimizde anladık ki; kalbe dokunmayan, insanı merkeze koymayan hiçbir modelin kalıcılığı yok.

Bugün artık ne sadece "lider" olmak yetiyor ne de sadece "yönetici". Önemli olan, o makam koltuğundan güç almak değil, bir insanın hayatında olumlu bir etki yaratabilmek. Liderliğin o vizyoner, heyecan verici tarafıyla; yöneticiliğin ulaşılabilir, dinleyen tarafını harmanlamak zorundayız.

Gönülden Bağlanmak

Bir şirkette herkesin bağlılık seviyesi farklıdır; kimi pamuk ipliğiyle bağlıdır, kiminin ise gitmek istese de eli kolu... Ama asıl mesele "gönülden bağlı" olanları artırabilmek. Yeni nesil; yüksek maaşlar, gösterişli unvanlar veya lüks ofisler için ruhunu masaya bırakmıyor. Onlar; seslerinin duyulduğu, "neden?" diye sorduklarında terslenmedikleri ve kendilerini güvende hissettikleri yerlerde çiçek açıyorlar.

Burada kilit nokta şu: Değer bilmek. Ama öyle içi boş övgülerden bahsetmiyorum. Karşındakinin potansiyelini görmek ve bunu ona hissettirmekten bahsediyorum. Bu hem maliyetsiz hem de iyileştirici bir güç. Otoriteyi korkuyla karıştıran o eski kültürü dönüştürmek kolay değil, ama başka yolumuz da yok.

Suçlamak Yerine El Ele

Yeni kuşağı bu anlamda çok parlak ve değiştirici bir güç olarak görüyorum. Onların o "müdanasız" halleri, aslında "önce insan" demenin bir yolu. Tabii gençler için de bir not düşmek lazım: Sadece eleştirmek yetmiyor; adaptasyon, iş birliği ve duygusal zekâ gibi kasları da güçlendirmek gerekiyor.

Dünya hızla dönüyor, ekonomi zorlu, rekabet ise bazen acımasız. Birbirimizi "hata ölçerlerle" tartmak yerine, tecrübeyle yenilikçi ruhu birleştirmeliyiz. Farklı kuşaklar olarak aynı hedefe yürürken, birbirimize çelme takmak yerine el uzatmaktan başka şansımız yok.

Sevgilerimle, 

Didem Tınarlıoğlu

Son Güncelleme:

Yorumlar (0)

Yorum Yapın

Ana Sayfa Geri Dön